Örtülü Sermaye Kapsamında Yapılan Faiz Hesaplamasının Kar Payı Dağıtımında Kdv’ye tabi olup, olmadığı

Örtülü Sermaye Kapsamında Yapılan Faiz Hesaplamasının Kar Payı Dağıtımında Kdv’ye tabi olup, olmadığı

Vergi güvenliğini sağlamak amacı ile 5520 Sayılı Yeni Kurumlar Vergisi Kanunu ile Örtülü Sermaye başlıklı 12. Maddesi ticari hayatımıza girmiş bulunmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun örtülü sermaye başlıklı 12’nci maddesinde, örtülü sermayenin tanımının yapıldığı, örtülü sermaye sayılmanın şartlarına yer verildiği ve maddenin 7’inci bendinde,  örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerek borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağının belirtilmiştir.

Her ne kadar kanunun 1. Bendinde Örtülü sermayenin tarifi Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır. Şeklinde yapılmış ise de; ticari hayatta bir emsal olarak vergi incelemelerinde maddenin şümulü bir emsal olarak alınmaya başlanmış ve sermayenin 3 katını aşmayan durumlarda uygulamada kendine yer bulmuştur.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle “dağıtılmış kar payı” sayılması gerektiği aşikârdır.

Buraya kadar yapılan işlemler optimal olarak zaten işletmeler tarafından adat hesaplanmak sureti ile yılsonlarında verilen veya alınan borç paralar üzerinden faiz tahakkuk ettirilerek gelir gider hesaplarına intikal ettirilmektedir.

Ancak uygulamada bu hesaplamalar her ne kadar yılsonunda hesaplara intikal ettirilir dense de Kurumlar Vergisi Beyannamesinin izleyen yılın Nisan ayı içerisinde verilmesi hesaplama zamanı açısından aksaklıklara sebebiyet vermektedir. Hesaplanan faiz bir şekilde kayıtlara intikal etmektedir.

Ancak hesaplanan faizin Kdv karşısındaki durumu zaman zaman işletmeleri sıkıntıya sokmaktadır. Zira süresi içinde yapılmayan hesaplamalar hesaplayan açısından Düzeltme Beyannameleri ile vergi zıyaı önlenerek işleme alınmaya çalışılırken,  faiz tahakkuk ettirilen işletme açısından dönem kapandığı için indirim konusu olarak kayıtlara alınamamakta ve/veya sonradan kayıtlara alınan indirim tutarları inceleme ve denetim elemanlarınca reddedilebilmektedir.

İşte tam burada yapılan bu işlemin Kdv karşısındaki durumu da sorgulanır olmuştur. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere Koruyucu vergi güvenliği açısından getirilen ve Kurumlar Vergisi kanununda kendisine yer bulan iş bu düzenleme, Kdv kanunu açısından nasıl değerlendirilmelidir?

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 1’inci maddesinde katma değer vergisinin konusuna, 2’nci maddesinde teslime, 4’üncü maddesinde hizmetin tanımına yer verilmiştir.

Tahakkuk eden faiz gelirinin Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında kar payı olarak kabul edilip edilemeyeceği ile hizmet olarak kabul edilip edilemeyeceğinin tespitine bağlı olduğu, yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı sayılması gerektiği, bu itibarla kazanç vergileri için bir vergi güvenlik sistemi olarak getirilen düzenlemeler itibariyle ortaya çıkan sonucun, muamele vergileri için de vergiyi doğuran bir olaya sebebiyet vermeyeceği, TC Danıştay 3. Dairesinin 2016/1944 sayılı kararı ile açıklığa kavuşmuştur.

Bir başka ifade ile Kurumlar Vergisi kanununda açıkça belirtilen “kar payı dağıtımının” Katma Değer Vergisi Kanununda sayılan türde bir teslim veya hizmet olarak nitelendirilemeyeceğinden, 3065 sayılı Yasanın 1’inci maddesinde kar payı ve iştirak kazançlarının katma değer vergisinin konusu olarak sayılmaması gerektiği Danıştay’ın almış olduğu ilgili kararında kabul görmüştür.

Ancak kurumların yukarıda yer vermiş olduğumuz bu kanuni değerlendirmelerin yanında işletmelere özel durumlarını da göz önüne alarak mevzuatın değerlendirilmesine özen göstererek, vergi danışmanlarına başvurmak sureti ile konunun bir bütün olarak ayrıca değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

Benzer Etiketler:
  • adat nedir

Yazıyı paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir